8 Haziran 2012 Cuma


ÖLÜM GERÇEK ÖLÜM ve GÖRÜNEN ÖLÜM

De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da,  müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.”
(Cuma Suresi, 8)
Ölüm sizi her an yakalayabilir.
Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır.
Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmışson bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu sitedeki yazıları sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.

ÖLÜMÜ TESADÜF YA DA TALİHSİZLİK SANMA YANILGISI
Ölüm, her olay gibi, Allah’ın dilemesiyle hayır ve hikmetle gerçekleşir. Bir insanın doğum tarihi nasıl belliyse, aynı şekilde ölüm tarihi de daha o doğmamışken, dakikasına, saniyesine kadar bellidir. İnsan da kendisine verilen süreyi her saniye biraz daha tüketerek, o son ana doğru hızla yaklaşır. Herkesin ölümünün yeri, zamanı ve şekli kaderinde belirlenmiştir.
Buna rağmen insanların bir kısmı ölümün, Allah’ın ona sebep olarak yarattığı olaylar zincirinin bir sonucu olduğunu sanırlar. Her gün gazetelerde ölüm haberlerini okur, ardından da, “Eğer bir tedbir alınsaydı sonuç bu şekilde olmazdı; şöyle yapılsaydı ölmezdi” gibi cahilce mantıklar yürütürler. Halbuki her insan kendisine tanınmışsüreden ne bir saniye eksik ne de bir saniye fazla yaşayamaz. Ancak, imanın verdiği bilinçten uzak olan insanlar, her olaya olduğu gibi ölüme de tesadüfler zincirinin bir parçası olarak bakarlar. Allah Kuran’da, tamamen inkarcılara özgü olan böyle çarpık bir zihniyetten müminleri sakındırır:

KADER ANLAYIŞINDAKİ ÇARPIKLIK
Özellikle ölüm konusuyla ilgili olarak, halk arasında kader hakkında pek çok yanlış kanaat vardır. “Kaderini yenmek”, “kaderini değiştirmek” gibi yanlış mantıklar toplumda oldukça yaygındır. Kimi insanlar birtakım beklenti ve tahminlerini kader zannedip, bunların gerçekleşmediğini görünce de kaderin belirlendiği gibi gitmediğini, değiştiğini sanırlar. Sanki kaderi önceden okumuş da, olaylar okudukları şekilde gelişmemiş gibi akılsızca bir tavır takınırlar. Bu tür çarpık ve tutarsız mantıklar, kaderin anlamının tam olarak kavranamamış olmasından kaynaklanır.
Kader, zaman ve mekan kavramlarını yoktan var eden ve bunları tamamen kontrol ve hakimiyetinde bulunduran, zaman ve mekana tabi olmayan Allah’ın, geçmiş ve gelecekteki tüm olayları zamansızlık boyutunda tespit etmesi ve yaratmasıdır. Yaşanmış ve yaşanacak bütün olaylar zinciri, an an, detay detay Allah Katında planlanmış ve yaratılmıştır.

REENKARNASYON İNANCI
Ölüm hakkında çeşitli kesimlerde yaygın olan batıl inançlardan birisi de “reenkarnasyon”dur. Öldükten sonra çeşitli kereler farklı yer ve zamanlarda ve farklı kimliklerle dirilerek yeniden dünyaya gelme şeklinde açıklanan reenkarnasyon, gerek iman etmeyenler gerekse çeşitli batıl inanışların mensupları arasında, son zamanlarda ilgi gören sapkın bir akım haline gelmiştir.
Teknik olarak hiçbir delile dayanmamasına rağmen bu tür batıl inançların taraftar toplamasının başlıca sebebi, dini inancı olmayan insanların bilinçaltlarındaki, öldükten sonra yok olma endişesidir. Dini inançları zayıf olan kimseler de, dünyada yaptıklarının karşılığı olarak ahirette cehennem gibi bir cezanın kendilerini beklediğini bildikleri için ya da en azından ihtimal verdikleri için öldükten sonra ahirete gitme gerçeğinden rahatsız olurlar. Her iki sınıf için de öldükten sonra dünyaya tekrar tekrar gelmek son derece cazip bir durumdur. Bu yüzden bu işin istismarını yapan belirli kesimlerin birkaç “göz boyama” seansıyla, daha fazla delil aramadan reenkarnasyon gibi bir safsatayı seve seve benimserler.

GAFLETİN KALIN PERDESİ
İnsan bencil yaratılmıştır ve kendi çıkarlarını ilgilendiren şeyler hakkında son derece hassastır. Ancak her konuda kendi çıkar ve menfaatlerini en ince ayrıntısına kadar düşünen ve hesaplayan insanın doğrudan doğruya kendisini ilgilendiren ölüm konusunda kayıtsız ve umursuz olması son derece hayret vericidir. “Kesin bilgiyle iman etmeyenler”e özgü olan bu ruh halini Allah, Kuran’da tek bir kelimeyle tanımlamıştır: “Gaflet”.
Gafletin anlamı, şuurundaki bulanıklık ve kapalılıktan ötürü, bir insanın gerçekleri tam olarak algılayamayıp, sağlıklı değerlendirmeler yapamaması ve buna bağlı olarak, gereken sağlıklı tepkileri verememesidir. Bir ayette Allah şöyle buyurur:
İnsanların sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 1)
Ölümcül, çaresiz bir hastalığa yakalanan birisinin öleceğine kesin gözüyle bakılır. Fakat ona bu gözle bakanların da er ya da geç ölecekleri kesindir. Gaflet yüzünden, işin bu yönü bu tarz kişilerin aklına gelmez. Oysa belki de ölüm, kendisini bu “ölümcül hasta”dan çok daha önce, hiç ummadığı bir anda yakalayacaktır.

GAFLETİN NEDENLERİ
- Tefekkür ve akletme eksikliği: Bazı insanlar ciddi konular üzerinde düşünmeye pek alışık değildir. Düşünmeden yaşamaya alışık olduklarından, ölümü de çok uzak görürler. Günlük sorunların, zihinlerini yeterince meşgul ettiğini düşünürler. Küçük konularla o dar zihinlerini doldurur, küçük sorunlarda boğulur ve ölüm gibi önemli konuları düşünemezler. Herhangi birinin ölümüyle karşılaştıklarında ya da ölümle ilgili bir konu açıldığında, “Allah gecinden versin, Allah kimsenin başına vermesin, Allah sıralı versin…” gibi sözlerle kendilerini avutur, konuyu en kısa zamanda, yine düşünmeden geçiştirmeye çalışırlar.
- Yaşamın karmaşa ve hareketliliği: Yaşam öylesine akıcı ve hareketlidir ki kendini olayların akışına kaptıran insan özel bir çaba göstermezse, eninde sonunda kendisini yakalayacak olan ölüm gerçeğini göz ardı edebilir. Bu durum, özellikle imana sahip olmadığı için kader, tevekkül, Allah’a teslim olma gibi kavramlara yabancı insanlar için geçerlidir. Bu gibi insanlar kendilerini bildikleri andan itibaren kendi deyimleriyle “dünyalarını kurtarmaya” bakarlar.

KENDİNİ KANDIRMA YÖNTEMLERİ
Ölümü göz ardı ettiren ve gafleti doğuran nedenlerin dışında bir de insanların kendi kendilerini avutmak için kullandıkları savunma mekanizmaları vardır. Bu kendini kandırma yöntemlerini birkaç madde halinde inceleyebiliriz.
- Yaşlılık dönemine erteleme düşüncesi: Bu savunma mekanizması gençlerde ve orta yaşlılarda görülür. Bunu kullanan insan, genelde 60-70 yıl yaşayacağını hesaplar ve ancak ömrünün son yıllarını bu tür konulara ayırmaya karar verir. Böylece, ölüme ve öbür dünyaya hazırlanmak için de yaşamından bir pay ayırmışolduğunu düşünür ve vicdanını rahatlatır.

GAFLETİN SONUCU
Önceki bölümlerde, ölüm, insana yaşadığı sürece kendini hatırlatır demiştik. Ya bu hatırlatmalar ona fayda verir ve birtakım konuları tekrar gözden geçirmesi, hayata ve olaylara bakışaçısını yeniden düzenlemesi gerektiğini ciddi bir şekilde düşünmeye başlar. Ya da sözünü ettiğimiz savunma mekanizmaları devreye girer, kalbinin ve gözünün önündeki gaflet perdesi günden güne daha da kalınlaşmaya başlar.
İşte inkarcıların bir kısmının yaşlanıp ölüme iyice yaklaştıkları halde, ölümü büyük bir sakinlikle, akılsızca bir rahatlıkla beklemeleri bu perdenin kalınlığının göstergesidir. Çünkü ölüm onlara artık yalnızca güzel ve tatlı bir uykuyu, huzur ve sakinliği, ebedi bir rahatlığı çağrıştırmaktadır.

ÖLÜMDEN KAÇIŞ YOKTUR
İnsan özellikle gençliğinde ölümü hiç aklına getirmek istemez. Bunu bir son olarak gördüğü için ölümün düşüncesinden bile kaçar. Düşünmemek onun için en rahat kaçışyoludur. Oysa fiziksel kaçışölüme bir çare olmadığı gibi, ölümü aklına getirmekten kaçınarak ölümden kurtulabilmek de mümkün değildir. Dahası, ölümü aklına getirmemek de mümkün değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi insan, her gün önüne gelen gazetelerde mutlaka ölüm haberleriyle, ölüm ilanlarıyla karşılaşır. Yolda giderken bir cenaze arabasına rastlar ya da bir mezarlığın önünden geçer. Zaman içinde yakınları ve akrabaları ölür. Onların cenazelerine gittiğinde ve evlerini ziyaret ettiğinde, mutlak gerçekle yüzyüze kalır. Başkalarının, özellikle de sevdiklerinin ölümünü gördükçe, kendi sonunu düşünür.
İnsan ne kadar direnirse dirensin, nereye sığınırsa sığınsın, nereye kaçarsa kaçsın, aslında farkında olmadan her an kendi ölümüne doğru koşar. Önünde başka bir kapı, tercih veya çıkışyolu yoktur. Geri sayım sürekli devam eder. Ne yöne dönerse ölüm onu oradan karşılar. Allah’ın kanununda bir değişme olmaz. Kaderde belirlenmişbir anda ve yerde ölüm onu yakalar. Kuran’da, Allah bu gerçeği şöyle haber verir:

RUHUN ÖLÜMÜ (GERÇEK ÖLÜM)

Nasıl öleceğinizi, ölümün nasıl bir şey olduğunu, ölürken neler olacağını hiç düşündünüz mü?
Şimdiye dek, önce ölüp sonra da dirilerek insanlar arasına dönen ve neler görüp, neler hissettiğini anlatan hiç kimse olmamıştır. Bu nedenle ölümün nasıl bir durum olduğunu, bir insanın ölüm anında neler hissettiğini bilmemize teknik olarak imkan yoktur.
Ancak insana hayatını veren ve zamanı gelince de geri alan Allah, ölümün nasıl gerçekleştiğini Kitabında bizlere bildirmiştir. Bu nedenle, ölümün nasıl gerçekleştiğini, ölmekte olan bir insanın gerçekte neler yaşayıp, neler hissettiğini ancak Kuran’dan öğrenebiliriz.
Kuran’a baktığımızda ise oldukça önemli bir gerçekle karşılaşırız. Çünkü Kuran’da haber verilen ve tarif edilen ölüm, “tıbbi ölüm”den, yani diğer insanlar tarafından gözlemlenen ölümden çok farklıdır.

BEDENİN ÖLÜMÜ (DIŞARIDAN GÖRÜNEN ÖLÜM)
Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.
Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.
Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?
Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.
Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.

ÖLDÜKTEN SONRA NE HALE GELECEĞİNİZİ HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.
Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.
Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.
Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.
Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.

DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ
Hiç düşündünüz mü?
Neden insan sık sık temizlenmek zorundadır? Neden temizliğine, bakımına dikkat etmezse, vücudu, ağzı kokar, cildi ve saçı yağlanır? Neden terler ve bu terin kokusu son derece kötüdür?
İnsanın aksine, çicekler son derece güzel kokulara sahiptirler. Gül ya da karanfil, pis çamurlu bir toprakta yetişmelerine rağmen binlerce yıldır son derece güzel kokarlar. Ama insan, biraz dikkat etmediğinde kötü kokmaya başlar ve bunu ancak iyi bir bakımla engelleyebilir.
Neden böyle olduğunu, insanın neden bu şekilde bir eksiklikle yaratıldığını hiç düşündünüz mü? Allah’ın neden çiçekleri güzel kokulu yaparken, insan bedeninin bu şekilde acizliklerle dolu olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
İnsan yalnızca bu saydığımız özelliklerle kalmaz; yorulur, acıkır, susar, canı acır, midesi bulanır, hastalanır…

ÖLÜME HAZIRLIK YAPMAK
Bu dünya insanların eğitim yeridir. Allah insanlara dünyada çeşitli sorumluluklar yüklemişve onlara gözetmeleri gereken sınırları bildirmiştir. İnsan, bu sınırları gözettiği, emredilenleri yerine getirip, yasaklanan şeylerden sakındığı ölçüde ruhen olgunlaşır, aklı ve şuuru gelişir. Başına gelen olaylara sabretmesini, hiçbir durumda Allah’ın dininden taviz vermemeyi, her durum karşısında Allah’a yönelip dönmeyi, yalnız O’ndan yardım istemeyi öğrenir. Allah’ı gereği gibi takdir etmeyi, O’na karşı içli bir sevgi ve saygı dolu bir korku duymayı öğrenir, Allah’a karşı katıksız bir iman ve tam bir teslimiyet kazanır. Allah’ın yarattığı nimetlerin değerini gerçek manada anlar ve bu sayede Allah’a karşı olan şükrü, sevgisi, yakınlığı ve hayranlığı artar. Sonuçta, Allah’ın beğendiği üstün akla ve ahlak özelliklerine sahip ideal bir mümin haline gelir. Bu şekilde her yönüyle mükemmel yaratılmışolan cennete girmeye layık bir insan haline gelir.

KIYAMET EVRENİN ÖLÜMÜ

Kuran’da bizlere, evrendeki tüm yaratılmışların yanında, evrenin kendisinin de bir ölümü olduğu haber verilir. Ölümlü olan yalnızca insan değildir. Tüm hayvanlar ölür, bitkiler de ölür. Hatta gezegenler ve yıldızlar da ölür. Ölüm evrendeki tüm yaratılmışların ortak kaderidir. Allah Katında ezelde belirlenmişolan bir günde tüm insanlar, canlılar, Dünya, Güneş, Ay, yıldızlar, kısacası tüm maddesel varlıklar yok olacaktır. Kuran’da bu güne “kıyamet” (kalkışgünü) adı verilir; bu gün, “insanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı gün”dür. (Mutaffifin Suresi, 6)
İnsanın ölümünün dehşet verici oluşu gibi, evrenin ölümü olan kıyamet de dehşet vericidir. O gün, önceden inanmamışolanlar, Allah’ın azametini, kudretini ilk kez, hem de çok büyük bir şiddetle hissedeceklerdir. İşte bu nedenle kıyamet, inkarcılar için başlı başına büyük bir azap, bir dehşet, pişmanlık, acı ve şaşkınlık günüdür. Kıyameti gören insan, hiçbir şekilde tarif edilemeyecek, dünyadaki tüm korkulardan yüzlerce kat şiddetli olan bir korkuya kapılacaktır. Kuran’da, kıyametin aşamaları, bu büyük olayın nasıl gerçekleşeceği ve bunu gören insanların ne hale geleceği tarif edilir.

YERYÜZÜNÜN YIKIMI
Kuran’da bildirildiğine göre, Sur’a üfürülmesini büyük bir sarsıntı ve kulakları patlatırcasına gelen bir gürleme takip eder. Bu anda insanlar artık korkunç bir felaketle karşı karşıya olduklarını anlamışlardır. Dünyanın ve yaşamın yok olmakta olduğu iyice ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de dünya üzerindeki şeylerin değeri bir kaç saniye içinde sıfıra iner. Kıyametin yalnızca gürültüsü bile insanlar arasındaki bütün dünyevi bağları kopartıp parçalamaya yeterli olur. İnsanlar, artık yalnızca bir kaçıp kurtulma duygusuyla dolmuşlardır. Korku her yeri kaplamış, herkes kendi derdine düşmüştür:
Fakat “kulakları patlatırcasına olan o gürleme” geldiği zaman, kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar. Annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından. O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi, 33-37)
C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\kıyamet günü.jpg
Yerin, şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldıktan sonra yaratıldığından beri içinde barındırdığı, artık hiçbir anlam ve değeri kalmayan hazinelerini ve sırlarını dışarı çıkaracağı Kuran’da haber verilir:

İNSANLARIN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM
Kıyametin doğurduğu bütün bu korku, dehşet ve şaşkınlık inkarcı insanın dünya hayatındaki gafletinin karşılığıdır. İnsan dünyada kıyametten ne kadar gaflette ve ona karşı ne kadar hazırlıksızsa, o gün kapılacağı dehşet de o denli büyük olur. Bu korku ve dehşet hissi, kendisine ölüm anı gelmesinden itibaren sonsuza kadar inkarcının peşini bırakmaz. Her an, her olay onun için bir korku vesilesidir. Artık önündeki her saniye kendisini dehşet verici azaplar beklemektedir. Karşılaştığı her dehşet, ayrıca ileride karşılaşacağının korkusunu da doğurur. Bu korku, çocukların saçlarını bile bir anda ağartabilen bir korkudur. Allah Kuran’da şöyle buyurur:
Eğer inkar edecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O’nun va’di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir. (Müzzemmil Suresi, 17-18)
Allah’ı, yapıp ettiklerinden habersiz sananlar o anda kendilerinin aslında kıyamet gününe kadar zaman verilmişaciz varlıklar olduklarını anlarlar. Çünkü Allah, o zamana dek “… onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” (İbrahim Suresi, 42) Başka ayetlerde, inkarcıların korku ve şaşkınlığı şöyle tarif edilir:

SUR’A İKİNCİ KEZ ÜFLENİŞ VE ÖLÜLERİN DİRİLTİLMESİ
Sur’a ilk olarak üflenmesiyle birlikte yer ve gök paramparça edilmişve evren ölmüştür. Canlı hiçbir varlık kalmamıştır. Kuran’da bildirildiği gibi, “yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülmüştür”. (İbrahim Suresi, 48) Bu dönüşümden sonra mahşer günü için hazırlanan ortamı Rabbimiz şöyle haber verir:
Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: “Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak”
“Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır.”
“Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek.” (Taha Suresi, 105-107)
İşte hesap günü insanların üzerinde dirilip, biraraya gelip, hesaplarını ve akıbetlerini bekleyecekleri yer budur. Artık sıra insanların diriltilip tek olan, Kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkarılmalarına gelmiştir. Ve Sur’a ikinci kez üfürülür. Dünya hayatında ahireti ve yeniden dirilişi inkar eden insan bir daha uyanmayı hiç beklemediği kabrinin içinden dışarı atılır. Sur’a bu ikinci üfürülüşve insanların dirilmesi Kuran’da şöyle bildirilir:

ÖLÜLERİN MEZARLARINDAN ÇIKMALARI
İnsanların dirilişleri esnasında ve dirildikten sonraki durumları ayetlerde ayrıntılı olarak tarif edilmiştir. Kuran’da haber verildiğine göre o büyük diriliş şöyle gerçekleşir:
- Sur’a ikinci kez üfürülmesiyle birlikte toprağın altından dışarı çağrılan insanlar, yayılan çekirgeler gibi ve hızla koşarak kabirlerinden dışarı çıkarlar.
Gözleri ‘zillet ve dehşetten düşmüşolarak’, sanki ‘yayılan’ çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. (Kamer Suresi, 7)
… Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman, hemencecik siz (bir de bakarsınız ki) çıkarılmışsınız. (Rum Suresi, 25)

O GÜN DOSTLUK, AKRABALIK, YAKINLIK VE YARDIMLAŞMA YOKTUR
O gün insanın başkalarıyla, hatta kendi annesi, babası, eşi ve çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali ne fırsatı vardır. Mahşer gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu herkesi kendi derdine düşürür. Allah, o dirilişgününü şöyle tarif etmektedir:
Din gününü sana bildiren şey nedir? Ve yine din gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah’ındır. (İnfitar Suresi, 17-19)
Fakat ‘kulakları patlatırcasına olan o gürleme’ geldiği zaman, kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar; Annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından. O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi, 33-37)
C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\İNSAN-YAŞAM\mezar.gif

İNSANLARIN HESAP İÇİN TOPLANMALARI
Kuran’da, insanın yaşamının varacağı son şöyle açıklanır:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O’na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)
Hayatımız boyunca ne yaparsak yapalım, harcadığımız bütün çabaların sonucunda ulaşacağımız son nokta, Allah’ın huzuruna çıkacağımız andır. Tüm bu hayatın amacı, O’na kulluk etmektir. Hayatın en önemli anı ise, Allah’a hesap vereceğimiz mahşer günüdür.
Dünyadaki yaşamımız boyunca geçen her gün, bizi o mahşer gününe biraz daha yakınlaştırır. Geçen her saat, her dakika, hatta her saniye, ölüme, yeniden dirilişe ve hesaba doğru atılmışbir adımdır. Hayat, bir kum saati gibi sürekli olarak bu yöne doğru akar. Saati durdurmanın ya da geri çevirmenin yolu yoktur. Tüm insanlar, bu yolu izleyeceklerdir. Allah, Kuran’da şöyle hükmetmektedir:

KİTAPLARIN VERİLİŞİ, TERAZİLER VE HESABA ÇEKİLME
İnkarcıların dirilmelerinin ardından, hesaba çekilecek olmanın verdiği korku ve sıkıntı başlar. İnsanın dünyadaki yaşamı sırasında her yaptığı, her düşündüğü gözler önüne serilir. En ufak bir ayrıntı bile unutulmaz. Bir ayette şöyle bildirilir:
“… Gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir. (açığa çıkarır) Şüphesiz Allah, Latif olandır, (herşeyden) haberdardır.” (Lokman Suresi, 16)
İnsanlar hesaba çekildiklerinde kendi amel defterlerinden dünyada ahiret için neyi hazırladıklarını öğrenirler. Kuran’da, o an şöyle anlatılır:

İNKARCILARIN ÇARESİZLİĞİ
İnkarcı o gün kendisinden her isteneni yapmak ister, ama başaramaz; gücü, kuvveti alınmıştır. Secdeye davet edildiğinde secde etmek ister, ancak bunu bile başaramaz. Tıpkı insanın kabus görürken bir şeyi yapmak isteyip de yapamaması, bağırmak isteyip de sesinin çıkmaması gibi. Eli ayağı tutmaz hale gelir. Korku, dehşet ve çaresizlikten adeta felç olmuştur. Onların bu durumları Kuran’da şöyle bildirilmektedir:
Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’, kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem Suresi, 42-43)

CEHENNEMİN GÖSTERİLİŞİ
Allah Meryem Suresi’nde mümin ya da inkarcı, tüm insanların cehennemin çevresinde diz çökeceğini haber vermektedir:
İnsan demektedir ki: “Ben öldükten sonra mı, gerçekten diri olarak çıkarılacağım?” İnsan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten Bizim onu yaratmışbulunduğumuzu (hiç) düşünmüyor mu? Andolsun Rabbine, Biz onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü çökmüşolarak hazır bulunduracağız. Sonra, her bir gruptan Rahman’a karşı azgınlık göstermek bakımından en şiddetli olanını ayıracağız. Sonra Biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz. Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır. Sonra, takva sahiplerini kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüşolarak bırakıveririz. (Meryem Suresi, 66-72)

KIYAMET AHİRETE İMAN

Ahiret inancı, Kuran’da imanın temel şartları arasında sayılan son derece önemli bir konudur. Allah, Fatiha Suresi’nin başında Kendi sıfatlarını bildirirken, Rahman ve Rahim isimlerinin hemen ardından Kendisi’nin “Din gününün Maliki” (Fatiha Suresi, 3) olduğunu haber verir. Bir sonraki sure olan Bakara Suresi’nin hemen üçüncü ayetinde de müminlerin “gayba”, yani görmediklerine, duyularıyla algılayamadıklarına iman ettiklerini bildirir:
Onlar, gayba inanırlar… (Bakara Suresi, 3)
Ölümden sonra dirilme, kıyamet, cennet, cehennem gibi olaylar, kısaca ahiret hep bu “gayb”ın içerisinde yer alır. Nitekim Bakara Suresi’nin 4. ayetinde de, “… ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar” ifadesiyle Rabbimiz “ahirete iman” konusunun önemini tekrar hatırlatır.

DÜNYA HAYATININ DURUMU
Ölüm, yeniden diriliş, ahiret gibi, inkarcıların şüphe içinde oldukları konular, aslında insanın hayatı boyunca karşı karşıya olduğu gerçeklerdir.
Uyku ve rüya bu konuda önemli bir örnektir. Ölümden sonra dirilişi inatla inkar eden ve sürekli ölümden kaçan bir kişi aslında her gece uykusunda ölüp, her sabah dirildiğinin şuurunda değildir. Allah’ın Kuran’da uyku ile ilgili bildirdikleri konunun anlaşılmasına yardımcı olur:
Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmişolanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuşbir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Zümer Suresi, 42)

CEHENNEMDEKİ AZAP ORTAMI CEHENNEME GÖTÜRÜLME

Cehennem, Allah’ın “Kahhar” (Kahredici), “Cebbar” (istediğini zorla yaptıran), “Muntakim” (intikam alıcı) gibi isimlerinin sonsuza dek tecelli edeceği yerdir. İnkarcı insana her yönden acı vermek için özel bir yaratılışla yaratılmıştır. Kuran ayetlerinde cehennem, yaşayan bir canlı gibi tasvir edilir. Bu canlı, inkarcılara karşı öfke, nefret, hınç ve istekle doludur. Yaratıldığı günden beri, Yaratıcımızı inkar eden inkarcılardan intikam almayı beklemektedir. Cehennem, ayetlerde bildirildiğine göre, “insana delicesine susamıştır”. (Müddessir Suresi, 29) Dini yalanlayanları gördüğünde öfkesinin şiddetinden parçalanacak gibi olur. Bu ateşin yaratılışının bir amacı vardır; kahredici bir azap vermek. O da görevini yapacak, acıların en büyüğünü verecektir.

CEHENNEME GİRİŞ, KARŞILANMA VE CEHENNEMİN KATLARI
Allah’ı inkar ederek Rabbimiz’in dinine göre bir yaşam sürmeyenlerin, cehennemin kapısına vardıklarında yaşayacakları Kuran’da şöyle haber verilir:
İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: “Size Rabbiniz’in ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar: “Evet” dediler. Ancak azab kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: “İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür.” (Zümer Suresi, 71-72)
Cehennemin kapıları ise, her bir inkarcı grubu için özel olarak var edilmiştir. İnsanlar Allah’a karşı isyanlarının şiddetine göre sınıflara ayrılmışlardır. Cehennemde de, Kuran’da belirtilen konumlarına ve kazandıkları günahlara göre farklı azap tabakalarına yerleştirilirler. Bir ayette şöyle denir:

KİLİTLENEN KAPILARIN ARDINDAKİ SONSUZ HAYAT
İnkarcılar, cehenneme girdiklerinde cehennemin kapıları üzerlerine kapatılır ve olabilecek en dehşet verici görüntülerle karşılaşırlar. Biraz sonra ateşe atılacaklarını ve bunun da sonsuza kadar süreceğini anlamışlardır. Kapıların kapanması, artık bir çıkışın ya da kaçışın olmadığını gösterir. Allah, inkarcıların durumunu şöyle haber verir:
Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş’eme). “Kapıları kilitlenmiş” bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 19-20)
Karşı karşıya kaldıkları azap, Kuran’da bildirildiğine göre “büyük bir azap” (Al-i İmran Suresi, 176), “şiddetli bir azap” (Al-i İmran Suresi, 4) ve “acıklı bir azap”tır. (Al-i İmran Suresi, 21) İnsanın dünya hayatında sahip olduğu kıstaslar, cehennem azabını tam olarak kavramaya yeterli değildir. Birkaç saniye olsun ateşe veya kaynar suya dayanamayan insan, sonsuza kadar sürecek bir ateşazabını zihninde gerektiği gibi canlandıramaz. Hatta dünyadaki ateşin verebileceği herhangi bir acı, cehennem azabının şiddeti ile karşılaştırılamaz. Allah’ın azabının bir benzeri yoktur:

ATEŞ AZABI
Cehennemdeki bu hayatın içinde, en büyük azaplardan biri ateştir. Ateşdiğer işkencelere kıyasla insanın benliğini kökünden sarsan yok eden bir unsurdur. İnsan vücudunun en derin noktalarına, Kuran’da Allah’ın bildirdiği şekliyle “hücrelerine” kadar işleyen bir azaptır.
İşte cehennem ehli, cehennemde “cayır cayır yanmakta olan” (Mearic Suresi, 15), öfkeli, “alevleri kabardıkça kabaran” (Leyl Suresi, 14), “çılgınca yanan” (Furkan Suresi, 11) bu ateşin içine atılırlar ve çığlık çığlığa yanarlar. Kaaria Suresi’nde şöyle buyrulur:

CEHENNEMİN ODUNLARI, KAYNAR SU VE DAĞLANAN VÜCUTLAR
Allah inkarcıların cehennem ateşi içinde yanacaklarını bildirirken, Kuran’da bir benzetme yapmıştır. Buna göre, inkarcılar yana yana “cehennemin odunu” haline gelirler. Cehennemde ateşin kavurduğu herhangi bir nesne gibi yanmazlar. İnkarcılar kendileri ateşin yakıtını oluştururlar. Bu durum bir ayette şöyle bildirilir:
“Zulmedenler, ise onlar da cehennem için odun olmuşlardır”. (Cin Suresi, 15)
Odunun kendisi, ateşinin yakacağı herhangi bir cisimden çok daha uzun, çok daha şiddetle, için için yanar. İşte inkarcılar da, aynı şekilde yalanladıkları bu ateşin odunu olurlar. Ayetlerde, bu gerçek şöyle haber verilmiştir:
Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır… (Tahrim Suresi, 6)
Şüphesiz inkar edenler, onların malları da, çocukları da kendilerine Allah’tan (gelecek azaba karşı) hiçbir şey kazandırmaz. Ve onlar ateşin yakıtıdırlar. (Al-i İmran Suresi, 10)

DAHA BAŞKA AZAPLAR
Cehennem, çoğu insanın sandığı gibi yalnızca insanların ateşte ve kaynar sularla yanacağı bir yer değildir. Orada insanı hem fiziksel hem de psikolojik yönden azaplandıracak çok çeşitli yöntemler vardır.
Dünyada, işkence için çok farklı yöntemler ve araçlar kullanılmaktadır. Çoğu kişi bu işkenceler sırasında ya sakat kalır ya da acıdan ölür. Sağ kalanlar ise genelde akıl sağlıklarını kısmen, hatta bazen tümüyle yitirirler. Oysa bu dünyadaki işkence yöntemleri, cehennemdekilere oranla karşılaştırılamayacak kadar hafiftir. Cehennemde çok farklı, çok gelişmişişkence yöntemleri kullanılacaktır. Dünyada elektrik verilerek işkenceye uğratılan bir insanı da, verilen elektriği de, insanın elektriğe olan acı duyarlılığını da Allah yaratmıştır. İnsana acı verecek daha birçok bilinmeyen kaynak ve insanın bilinmeyen birçok zaafı vardır. Allah yarattığı kullarının zaaflarını en iyi bilendir. Bu zaaflar doğrultusunda en çok acıyı da yine Allah verecektir. Bu, “Muazzip” (azap edici) ve “Kahhar” (kahredici) olan Allah’ın kanunudur.

SICAK, KARANLIK, DUMAN VE DARLIK
Dünyada insana en çok sıkıntı veren ortamlar dar, pis, karanlık ve sıcak ortamlardır. Çok sıcak, nemli ortamlar insanı boğar, yüksek nem en temel ihtiyaç olan nefes almayı zorlaştırır. Nefes alamamak insanı şiddetli biçimde bunaltır, göğsü daralır, kalbi sıkışır. Çok sıcak ve nemli havalarda gölge bile rahatlatıcı olmaz. Görünmeyen ama yoğun bir tabaka insanı çepeçevre kuşatır, nefes borusundan girip göğsünü tıkar. Örneğin lüks saunalardaki yüksek ısı ve neme insan çok kısa bir süre dayanabilir. On dakika yoğun buhar altında kalmaya dayanamayan birisi saunaya kapatılsa kısa bir süre içinde fenalık geçirir. Biraz daha uzun kalırsa, aşırı nem ve sıcaktan ölebilir.
Cehennemde de bu boğucu atmosfer çok yoğun bir biçimde hakimdir. Dünyada sıcağa karşı birçok önlem geliştirmişolan insan cehennemde çaresizdir. Ortam en sıcak çölden daha sıcak, en karanlık, izbe hücrelerden daha sıkıntı verici ve pistir. Sıcak insanın en küçük parçası olan hücrelerine dek işler. İnkarcılar için kavurucu sıcağa karşı bir koruyucu, ferahlama veya serinleme imkanı yoktur. Kuran’da, cehennem ehlinin bu durumundan şöyle söz edilir:

YİYECEKLER, İÇECEKLER VE GİYECEKLER
Dünya, Allah’ın insan için yarattığı sayısız lezzetli ve besleyici yiyecek maddeleriyle donatılmıştır. Farklı lezzetlerdeki etler, türlü renk, tat ve kokuda meyve ve sebzeler, baldan süte kadar uzanan hayvan ürünleri, hatta baharatlar, insan için özel olarak yaratılmışve dünya var olduğu günden itibaren insanlara cömertçe sunulmuştur. Bu arada, insan vücudu da bu lezzetleri algılayabilecek yapıda özel olarak yaratılmıştır. İnsan güzel yiyeceklere karşı Allah’ın verdiği bir ilhamla iştah ve arzu duyar. Aynı şekilde de pis ve iğrenç maddelere (çürümüş, kokuşmuşmaddeler, irin, iltahap, kan vs.) karşı da bir tiksinti besler. Bu da insana ilham edilmişbir başka özelliktir.
Bu dünyada var olan nimetlerin çok daha üstünleri Allah’ın Rahman sıfatı gereği cennette müminler için sonsuza dek hazır bulundurulacaktır. Cehennem ehli ise dünyada yapıp ettiklerinin cezası olarak Allah’ın lütfedici ve rızıklandırıcı (Rezzak) sıfatlarından çok uzakta kalırlar. (Şura Suresi, 19) Artık onlar için yalnızca azap vardır. Bir ayette onların ahirette karşılaşacakları son şöyle haber verilir:

ZEBANİLER
Cehennem ehline sonsuza kadar acıyacak, onları ateşten kurtaracak, onlara yardım edebilecek tek bir kişi yoktur. Herşeyden önemlisi Allah onlara sonsuza kadar yardım etmez, onlarla konuşmaz. Unutulmuşluğun, terk edilmişliğin, itilmişliğin ızdırabını yaşarlar. Ayette, “bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur” (Hakka Suresi, 35) diye bildirilir. Tek muhatap olabildikleri önlerindeki sonsuz yaşamlarında kendilerine sayısız azap ve işkenceler uygulayacak olan azap melekleridir: “Zebaniler”. Cehennem ehline azap vermekle görevli olan bu melekler bu inkarcılara asla merhamet etmezler. Son derece acımasız, sert, güçlü ve dehşet vericidirler. Alemlerin Rabbi olan Allah’ı inkar edenlerden, hak ettikleri şekilde intikam almak için yaratılmışlardır ve görevlerini kusursuz olarak yerine getirirler. Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

CEHENNEMDEKİ MANEVİ AZAP
Cehennemde inkar edenlere yaşatılan fiziksel azabın yanında en az bunlar kadar önemli bir başka azap olan manevi azap vardır. Manevi azap pişmanlık, ümitsizlik, horlanma, aşağılanma, utanç, hayal kırıklığı gibi pek çok ruhi azabı içinde barındırır.
“Kalplere Tırmanan Ateş”
Kendini Allah’a teslim etmemişve O’na iman etmemişinsanların dünyada çeşitli vesilelerle tattığı bir manevi azap vardır. Örneğin çok sevdiği bir yakınını, dostunu, karısını, kocasını ya da evladını kaybeden ve ona bir daha ebediyen kavuşamayacağını düşünen veya çok yakın bildiği, güvendiği birisinin ihanetine uğrayan bir insan acı çeker. İşte bu manevi azap, gerçekte, o insanın kaybettiği veya ihanetine uğradığı kişiyi ilahlaştırmasının karşılığı olarak Allah’ın kalpte yarattığı özel bir azap türüdür. Bu, insanın, Allah’a yöneltmişolması gereken sevgi, hayranlık, takdir, dostluk, bağlılık ve güven duygularını, herşeyiyle Allah’a muhtaç, aciz ve ölümlü bir insana yöneltmişolmasının sonucudur, Bu şekilde, Allah’a, O’nun yarattığı bir kimseyi ortak koşmasının karşılığı olan bir cezadır. Müşrikliğinin cezasını Allah’ın daha bu dünyadayken insana böyle yaşatması, bu insanın ahirete gitmeden önce akıllanmasına ve tevbe ederek yalnızca Allah’a yönelip dönmesine vesile olabilir. Burada ilahlaştırılanın mutlaka bir insan olması da şart değildir. Kişilerin zaafları farklı farklıdır. Mal, mülk, para, servet, itibar, kısaca Allah’a ortak koşulan, şirk koşulan herhangi bir nesne ya da kavram da aynı şekilde ilahlaştırılabilir.

SONSUZ AZAPTAN KURTULMAK İÇİN BİR HATIRLATMA
Dünyada Allah’ın ayetlerinden yüz çeviren ve herşeyi yaratan Rabbimiz’i inkar edenlerin, ahirette hiçbir kurtuluşlarının olmayacağı, cehennemde dehşet verici bir azapla karşılaşacakları Kuran’da bildirilir ve tüm insanlar Allah’ın azabıyla uyarılır.
İşte bu yüzden her insan, burada anlatılan gerçekleri öğrendiğinde hiç zaman yitirmeden içine girdiği yoldan geri dönmelidir. Çünkü bu yolun sonu büyük bir yıkım getirir. Yapması gereken en önemli şey ise kendini Allah’a teslim etmektir. Bunu yapmadığı takdirde, ebedi bir pişmanlık yaşayacaktır. Kuran’da inkarcıların pişmanlığı şöyle haber verilir:

CEHENNEM ALDANMALAR VE GERÇEKLER

İnkar edenlerin içinde sonsuza kadar kalacakları yer, onların dünya hayatında yaptıklarına karşılık cezalarını çekmeleri için yaratılmışolan “cehennem”dir.
İnkar edenler suçludurlar. İşledikleri suç ise, olabilecek en büyük suçtur. Bu suç, insanın kendisini yaratan, ona can veren Allah’a isyan ve nankörlük etmesidir. Böyle büyük bir suça da büyük bir ceza gerekir ki, cehennem bu adaletin yerine getirileceği yerdir. İnsan Allah’a kul olsun diye yaratılmıştır. Yaratılışamacını reddederse, karşılığını cehennemde görür. Allah, bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
… Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mü’min Suresi, 60)